

Yargıtay, son dönemde artış gösteren “ihtiyaç nedeniyle tahliye” davalarında daha sıkı bir denetim süreci başlattı. Artık ev sahiplerinin ileri sürdüğü kullanım ihtiyacı, kapsamlı biçimde araştırılıyor ve gerçeğe dayanmayan talepler mahkemeler tarafından reddediliyor. Özellikle tahliye sonrası kısa sürede yüksek kira elde etmeyi amaçlayan başvuruların kabul edilmediği vurgulanıyor.
Ev Sahibinin İhtiyacı Ayrıntılı Şekilde Sorgulanacak
Gayrimenkul Hukuku uzmanları, Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesine göre ev sahibinin kendisi veya birinci derece yakınları için taşınmazı kullanma ihtiyacı varsa kira sözleşmesini sonlandırabileceğini hatırlatıyor. Bu süreçte sözleşme bitiminden önce bildirim yapılması ve yasal sürelerde dava açılması gerektiği belirtiliyor. Yeni satın alınan taşınmazlarda da ihtiyaç gerekçesiyle tahliye davası açılabiliyor.
Kiracıyı Yıldırmaya Yönelik Yöntemlere Geçit Yok
Son yıllarda ev sahiplerinin düşük kira gelirleri nedeniyle farklı yöntemlerle kiracıyı çıkarmaya çalıştığı dile getiriliyor. Sık sık ev gösterme, gerçek dışı ihtiyaç iddiaları ve üçüncü kişiler üzerinden açılan davalar bu yöntemler arasında yer alıyor. Yargıtay ise bu başvuruları artık detaylı biçimde inceleyerek samimiyetten uzak taleplerin önüne geçiyor.
‘Samimi İhtiyaç’ Şartı Öne Çıktı
Arabulucu avukatlar, Yargıtay’ın özellikle “samimi kullanım ihtiyacı” kriterine dikkat çektiğini belirtiyor. İhtiyaç iddiasının gerçeğe dayanmaması veya tahliye sonrası yüksek kira beklentisi taşıması durumunda davalar doğrudan reddediliyor. Bu yaklaşımın kiracılar için önemli bir güvence oluşturduğu ifade ediliyor.
Tahliye Davalarında Hızlı Artış
Tahliye taleplerindeki artış, mahkemelerin iş yükünü önemli ölçüde yükseltmiş durumda. Pandemi öncesi yıllık ortalama 30 bin olan tahliye davası sayısı, 2024’te 130 bine kadar çıktı. Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde dava sürelerinin uzadığı, dava sayılarındaki artışın yargı trafiğini yoğunlaştırdığı belirtiliyor.
Uzun Vadeli Sözleşmelere İlgi Arttı
Hem ev sahiplerinin hem de kiracıların hukuki süreçlerden kaçınmak için daha uzun vadeli kira sözleşmelerine yöneldiği görülüyor. Uzmanlar, belirsizliklerin arttığı bu dönemde hem tarafların hem de mahkemelerin daha temkinli hareket ettiğini belirtiyor.

