

BİNGÖL GÜNCEL TV - Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre, Doğal Afet Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yürütülen proje ile, Doğu ve Kuzey Anadolu fay hatlarının kesiştiği, deprem açısından risk faktörü yüksek olan Bingöl’de, olası depremlerde hasar görebilecek alanlar üzerinde sismik tehlike ve risk analizi çalışmaları yapıldı. Merkez Müdürü İnşaat Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, “Oluşabilecek depremlerde, Bingöl'de hangi zeminlerin kötü davranıp, hangilerinin daha iyi davranabileceğini tespit edebildik. Bingöl'de olası depremlerde hasar görebilecek alanları tespit etmiş durumdayız. Bingöl'ün sismik tehlike verileri üzerinde çalışmaya devam ediyoruz” dedi.
Deprem başta olmak üzere doğal afetler açısından risk faktörü yüksek olan ve Doğu ve Kuzey Anadolu Fay Hatlarının kesiştiği bölgede olan Bingöl’de, Resmi Gazete’de de yayımlanan kararla, 10 Nisan 2019 yılında ‘Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ kuruldu. Merkezde 2021 yılında, TÜBİTAK desteği ve AFAD İl Müdürlüğü ile Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi işbirliğiyle kentteki riskli bölgelerin belirlenmesi amacıyla, ‘Doğu Anadolu Fay Zonu Üzerindeki Bingöl Sismik Boşluğunun Fay Yapısı ile Bingöl İli Merkez İlçesinin Yerel Zemin Etkilerinin Araştırılarak Sahaya Özel Sismik Tehlike Analizinin Yapılması’ projesi hayata geçirildi. 2022 yılında çalışmalarına başlanan proje kapsamında kent merkezindeki 12 mahallenin 11’i ile Genç ilçe merkezindeki sahalarda, sismik tehlike ve risk analizi çalışmaları yapıldı. Yüzde 65’i tamamlanan çalışmalarla, Doğu ve Kuzey Anadolu Fay Hatları’nda yaşanabilecek depremlerde bölgelerin ve yapıların depremlerden nasıl etkileneceği rapor haline getirilecek.

Merkez Müdürü Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, haritalanmamış veya parçalı olarak haritalanmış bazı eksikleri olan fay hatlarının da olduğunu belirterek, “Bingöl’ün Risk ve tehlike analizlerini yaptık. Halen süre gelen bir süreç ama büyük ölçüde çalışmalarımızla Bingöl'ün zemininin olası depremlerde nasıl davranacağını, yani zemin açısından neler yaşayacağımızı ortaya koymaya çalıştığımız bir TÜBİTAK projemiz var. Bu TÜBİTAK projesinin yüzde 65 kadarı tamamlandı. Bingöl'ün bazı zemin dinamik haritalarını, yani Yedisu’da oluşabilecek veya Doğu Anadolu Fay Hattı’nda oluşabilecek depremlerde, Bingöl'de hangi zeminlerin kötü davranıp, hangilerinin daha iyi davranabileceğini tespit edebildik. Bu Bingöl il merkezinin hemen hemen tamamı için yapılmış bir çalışma ve hala devam ediyor. Onun dışında Bingöl'de bazı haritalanmamış veya parçalı olarak haritalanmış, bazı eksikleri olan faylar var. Bunlar da bizim sismik kaynaklarımız, deprem kaynaklarımız. Bunları da doğru tespit etmemiz gerekiyor. Bununla ilgili de arazi çalışmalarımız devam ediyor” dedi.
‘BİNGÖL’ÜN YAPI STOKUNUN YÜZDE 25’İ İNCELENDİ’
Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisi’nde görevli akademisyenler hazırlanan doktora tezleriyle, kentteki yapı stoklarının da yüzde 25’inin incelendiğini belirten Akbayram, “Sismik tehlike analizlerinin önemli iki parametresi oluyor, zemin araştırmalarıyla birlikte fay araştırmaları. Sismik tehlikenin yanında sismik riski de tespit etmemiz gerekiyor. Sismik risk için de şu yapılıyor; Bingöl'deki yapıların saha taraması metotlarıyla incelenmesi yapılıyor. Hatta bunların büyük kısmı bitti denebilir. Bingöl'de olası depremlerde hasar görebilecek alanları tespit etmiş durumdayız. Bingöl'ün sismik tehlike verileri üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. TÜBİTAK projemiz 2 yıldır devam ediyor. 3’üncü yılında girdik. 3 yılda bitiyor bu proje. 3 yılın sonunda tam anlamıyla sismik tehlike haritalarını bitirmiş olacağız. Bunlar sayısal ortamda hazırlanıyorlar. Dolayısıyla cep telefonuyla veya bir tablette sokakta gezdiğinizde elde ettiğimiz jeofizik Mühendislik verilerine haritalarla erişme şansınız olacak. Bunu mühendisler ve teknik uzmanlar daha iyi yorumlarlar. İnşaat mühendisliğine, yani riske yönelik çalışmalarıyla son 4 yıldır yapılan doktora tezleri tamamlandı. İki tez yayınlandı. Bu tezlerden birisi Dicle Üniversitesi'nde Sadık Varolgüneş tarafından yapıldı. Diğeri ise İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Ömer Faruk Nemutlu tarafından yapıldı. Bu tezlerle de Bingöl'ün yapı stokunun hemen hemen yüzde 25'i incelendi. Fakat bu yüzde 25 incelenmesi, bütününün anlaşılmadığı anlamına gelmesin. Bu Bingöl'ün hemen hemen tamamını temsil eden yaklaşık 2000 binanın incelenmesi sonucunda, mevcut yer bilimsel ya da tehlike verileriyle birlikte değerlendirildiğinde Bingöl'ün hasar alabilecek alanları tespit edilmiş oldu. Merkezimiz 2019 yılında kuruldu, rektörümüz Prof. Dr. İbrahim Çapak tarafından kurulması istendi. Merkez kurulduğundan beri yer bilimsel çalışmaların yanında sismik tehlike çalışmalarını yapıyoruz. Ayrıca İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa yönetiminde Bingöl çevresindeki fayların tekrarlanma aralığını tespit etmeye yönelik bir çalışmamız da var. O da yaklaşık 2,5 yıldır devam ediyor. Önümüzdeki aylarda sonlanacak. Böylece Bingöl çevresinde tekrarlanma aradığını bilmediğimiz bazı fayları da tekrarlanma aralıklarını tespit etmiş olacağız” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN HER İLİNDE ÖNCELENMESİ GEREK’
Sadık Varolgüneş de çalışmaların kentin imar planlarında nasıl revizyonlar yapılacağına dair önemli verileri içerdiğini belirterek, şöyle dedi:
“Sismik kaynakların belirlenmesi üzerine ciddi bir çalışma yapıldı. Daha önce de yapılmış çalışmalar vardı, bizimkiler de onların üzerine bina edilmiş oldu. Sahaya özel sismik tehlikenin belirlenmesine yönelik önemli bir çalışma bizimki. Aslında Türkiye'nin her ilindeki her imar planı olan şehrin yerleşim alanının, bu tarz çalışmaları öncelemesi gerekiyor. Hatta imar planlarının bu çalışmalar doğrultusunda revize edilmesi gerekiyor. Daha önceden verilmiş 15 katlı bir imar planına sahip bir yerde belki katı eksiltmek gerekecek. Bununla ilgili tedbirler gerekli yasal dönüşüm süreçleri hazırlıklar, ilgili idareler tarafından yapılmalı. Ya da diyelim ki bu tarz haklar kazanılmış hak olarak addedilecekse, o zaman zeminle ilgili iyileştirme süreçlerinin gündeme alınması gerekecek. Örneğin Malatya Bostanbaşı’nda yıkım olmuş binaların yanında ağır hasarlı olan çok yüksek oranda bina söz konusu. Mesela o binalar Tecde Mahallesi’nde, yukarıda kireç taşlarının olduğu ana kaya üzerinde olsaydı, bu kadar yıkım veya bu kadar hasar düzeyine ulaşmayabilirdi. Dolayısıyla zeminin nasıl davrandığının belirlenmesi binalardaki yıkım düzeyinde çok etkili. İmar planlarının buna göre bina edilmiş olması, imarlarının buna göre yapılmış olması, yapılardaki hasarı önleyecekti; eğer doğru imar yapılmış olsaydı. Bingöl'de henüz beklenen büyük deprem olmadı, bu manada yaptığımız çalışma imar planlarında nasıl revizyonlar yapılması gerektiğine dair önemli bir veri sunacak. İlgili kurumlar tarafından bu veriler dikkate alınıp gerekli çalışmalar yapılırsa, ileride Maraş merkezli 6 Şubat depremleri gibi bir deprem olduğu takdirde, belediye veya bir idare, kentte kimsenin burnunun kanamayacağı bir deprem direnç düzeyini oluşturmak istenirse, bu tarz verilere ihtiyacı var. Umuyorum bunlar dikkate alınır. Mevcut yapılarımıza önce teşhis gerekiyor yani dolayısıyla bina envanterimizin gerçek manada irdelenmesi gerekiyor. Şöyle yanlış bir anlayış olabiliyor. ‘Bizim binamız yeni yapıldı, dolayısıyla Depreme dayanıklı’ ya da ‘Bingöl yüzde 70'i yeni yapılardan oluşuyor, o yüzden Bingöl'de İnşallah hiçbir problem olmayacak’ gibi bir yaklaşım doğru olmayabilir. Bunun irdelenmesi gerekir. Çünkü Malatya Bostanbaşı veya Adıyaman'daki Altınşehir Mahallesi örnekleri, yeni yapıların da ağır hasar düzeyinde hasar aldığını gösterdi. Demek ki bir şeylerde bir hatalar var. Bu hataların tespiti ve gerekiyorsa da düzeltilmesi gerekiyor. [BGHA]

